24 Şubat 2014 Pazartesi
Green
Son zamanlardaki smoothie denemelerim çok başarısız oluyordu amma bu sefer tutturdum çok da güzel oldu.
1 avucu dolduracak kadar ıspanak
1 adet yeşil elma
1 limon
120 mL su
Tatlandıracak hiçbirşey koymadım ama elma zaten ıspanağın tadını gayet güzel dengelemişti. Limon da kurtarıcı görevi üstlenmiş oh. Gayet güzel içtim. Hatta malzemeleri fazla yıkayıp doğramışım onları da dolaba kaldırdım yarın çıkmadan önce hemen yapar çıkarım. Her ne kadar meyve ve sebzeler kesilip doğrandıktan sonra besin değerlerini kaybetseler de ertesi gün acelesi olanlar için kolaylık olur.
Onun dışında tatil o kadar uzundu ki bol bol kitap okudum dizi izledim. Game of Thrones'u bitirdim heyecanla yeni bölümleri bekliyorum.
Okul açılıyor diye kendime çok güzel defterler aldım. Bir tane de kendim yaptım. Öyle böyle tatil de geldi geçti. Geldik okulun son dönemine.
Bu da benim kendi kapladığım defterim. Kırtasiyeden, ilkokulda kullandığımız tek ortalı küçük boy kareli defteri alıp, kahverengi kağıda çıktı alıp defterin dış yüzeyini kapladım. Kenarlarındaki açıklık kısmı da renkli bantla kapattım oldu da bitti. Milyonlarca çeşit defter yapılabilir böyle. Hayal gücünüze ve printerınıza kalmış.
Eh o zaman ben kitaplarıma geri döneyim..
19 Ocak 2014 Pazar
17 Aralık 2013 Salı
Just Inspired
Bugünlerde çok güzel videolar izliyorum.
Beğeneceğinizi düşündüğüm bir kaç tanesini de sizinle paylaşayım.
1: Jung von Matt/Limmat: Pro Infirmis Get closer
Do we need to disguise ourselves to get closer?
2: IF ONLY FOR A SECOND // Mimi Foundation
3: Why bring a child into this world? - A film by Unilever
Unilever aslında başka ilham veren videoları da var. Ama bu akşam gözümü yaşartan bu video oldu..
4: WestJet Christmas Miracle: real-time giving
İnsanlar o kadar mutlu oluyorlar ki ben de burada onlarla beraber ağladım şıpır şıpır.
5: Why do Americans vote on Tuesdays? - Jacob Soboroff
Bu da ağlamaklı olmamakla beraber enteresan bir videomuz.
E o zaman bu da benim video koleksiyonumunun ilk postu olsun .
15 Aralık 2013 Pazar
Always Tired
Bir şöyle oturup da dinlenmek mümkün olmadı bu dönem.
Artık kendime yeni motivasyon yolları bulmanın zamanı geldi de geçiyor.
Yarın sabah en kolayından soldakinden başlayayım o zaman.
1 Ekim 2013 Salı
Let the School Begin
Sonunda Ankara'ya dönmüş bulunuyorum. Ama hala sadece bedenen buradayım. Tabi bu acıklı durumun verdiği hüznü dağıtmak ve okulun açılmasını fırsat bilerek ihtiyaçlarımı tamamlamak için kendimi kırtasiyeye attım, hayırlı olsun.
Bu sene çok güzel yepyeni şeylere rastladım ama ne yazık ki yazmayı gerektiren doğru düzgün hiç dersim yok. Bütün derslerim slaytlar üzerinden olduğu için kendimi kaybedemedim yeterince.
Defterlerin daha tatlı bir çok modeli vardı ama beni en çok motive edeceğini düşündüğüm bu ikisini aldım. Kalemliğime bayıldım kaybolmasından çok korkuyorum. İkinci bir kalemlik kaybetme vakasını kaldıramayabilirim. Ve küçük not defterimi de çantama atıyorum hiç bir zaman unutmamış oluyorum.
Okulun açılması benim için resmen tatil oldu. İki gündür ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Ultra yoğun geçen 3 aylık staj dönemimden sonra bu kadar boşluk ters etkiler yaptı bünyemde. En kısa zamanda alışmayı bekliyorum.
14 Eylül 2013 Cumartesi
It's been such a long long time
"Oh, it's been such a long, long time
Looks like I'd get you off my mind
Oh, but I can't
Just the thought of you
Turns my whole world misty blue"
Looks like I'd get you off my mind
Oh, but I can't
Just the thought of you
Turns my whole world misty blue"
Epey zaman olmuş, yokmuşum buralarda.
Bıraktığım yerden devam edeyim o zaman.
3 aydır İstanbul'dayım ve sanki hep buradaymışım ve Ankara'ya hiç dönemeyecekmişim gibi.
Kendimi ilk defa bir yere ait hissetmişken 2 hafta sonra yine düzen değiştirecek olmak içimde bir huzursuzluk yaratmıyor değil.
Ama asıl huzursuzluk yaratan dünyanın şu hali.
Bugün annesi kendisini kabul etmediği için 5 saat ağlayan filin haberini okudum. Onları bile bozduk sonunda.
Hal böyleyken insanlara daha iyi davranıyorum daha çok gülümsüyorum daha çok teşekkür ediyor, hiç tanımadığım insanlarla daha çok konuşuyorum. Sırf bazı şeyleri unutmasınlar, aslında gülümsemenin ne kadar güzel olduğunu, konuşmanın ne kadar rahatlattığını hatırlasınlar diye.
Bugün Kadıköyde rıhtımdaki çay bahçelerinden birinde tek başıma oturup çay içerken çok güzel giyinmiş, fularını boynuna bağlamış yaşlı bir teyze de yer arıyordu. Buyrun oturun ben birazdan kalkarım zaten dedim. Rahatsız etmek istemem dedi. Olur mu niye rahatsız olayım dedim. Niye rahatsız olayım ki? Geldi oturdu biraz sohbet ettik, birbirimize arkadaşlık ettik sonra kızı geldi ben de kalktım.Ayrılırken onlar da mutluydu ben de.
Geçen haftalarda yine Kadıköyde Beşiktaş vapurunun kalktığı iskelede Haydarpaşayı izliyordum. Yanıma bir kız geldi o da manzarayı seyretmeye başladı. Sonra bana dönüp sizin de mi canınız sıkıldı dedi. Ben de "yoo ben akşamları gelip seyrederim arada böyle" dedim. Sonra gülümsedi ve manzaraya döndü. Sonra niçin onun canı sıkkın mı diye sormadım diye kendime kızdım. Dönüp Sizin canınız sıkıldıysa dinleyebilirim ama dedim. O da aynı benim gibi insanların tanımadıkları insanlara neden birşeylerini anlatmadıklarını sorguluyormuş kendi kendine tam da. Sonra tanıştık muhabbet ettik. Hatta bir yerde oturduk kahve içtik. Sonra da evlerimize döndük. İstanbulda iyiki yapmışım dediğim şeylerden biridir bu da.Bütün insanları kötü yapan aslında kendimiziz bunu anladım bence hala iyi insanlar da var.
Sonra kaldığım yerin bahçesinde oyun oynayan minik bir kız gördüm. Arkamdan yürümeye başladı. "Nereye gidiyorsun böyle "diye sordum sevimli sevimli. Oyun oynuyorum dedi. Senin adın ne dedim. Sen kız mısın erkek misin diye soruyla cevap verdi bana. Sanırım cinsiyet ayrımını yeni öğreniyor. Kızım bak senin gibi benim de uzun saçlarım var diyerek küçük bir çocuğa kız erkek ayrımını öğretmek gibi bir hataya düştüm bir an. Sanki uzun saçlı erkek olamazmış gibi. Umarım aklında hep benim cevabım kalmaz. Sonra Senin saçların ne kadar güzelmiş kim topladı böyle dedim. Annem topladı dedi. Senin de saçlarını annen mi topluyor dedi. Benim annem çok uzakta ben yalnız kalıyorum burada dedim. Üzüntü dolu gözlerini görmeniz lazımdı. "Her gece ağlıyorsun o zaman değil mi" dedi. Gel de yeme şimdi bu kızı. "Hayır ben büyüdüm niye ağlıyayım sen de büyüyünce annenden uzakta yaşayabilirsin" dedim. Al kıza bir travma daha. Tabi ben "hayır ben annemsiz yapamam ben annemi özlerim "gibi bir cevap bekliyordum ki "Hayır ben annemi yalnız bırakmam " dedi. En fazla 4 yaşındaki şu çocuk kendini değil de annesini düşünüyor. İnanamadım.Alıp kucaklayıp öpmek istedim o an. Şu kadarcık çocuklar kadar olamadık biz büyükler. "Ama annenin yanında baban olur yalnız kalmaz ki" dedim. Ve aldığım cevabın sonunda ağlamamak için kendimi zor tuttum. Gözlerini kocaman açıp elleriyle ağzını kapatarak "Ama ya babam ölürse " dedi. Ne denir şimdi bu çocuğa. Birazcık mıncıklayıp onu orada bıraktım. Arkamdan el salladı.
Dün bahçede oturuyorum yanımdan yeni yürümeye başlamış bir kız geçiyor. Dönüp tatlı tatlı gülümseyerek bay bay dedi ve el salladı bana. Hiç yargısız, kötü niyetsiz.
Peki sonra ne oluyor da insanlar kötüleşiyor böylesine saf böylesine temizken?
İstanbulda çok güzel insanlar tanıdım küçüklü büyüklü. Tüm dünya onlarla dolsa dedim içimden. Umarım hiç biri değişmez hepsi hep öyle kalır ve dünya hala yaşanılabilir bir yer olmaya devam eder onların sayesinde.
İstanbul bana çok şey öğretti. Ama sanırım artık gitme vakti.
Ve son olarak uzun zamandır okumak istediğim Utopyaya başlamış bulunuyorum . Düşününce hep okusak keşke de kavga etmeye vakit bulamasak..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









