14 Eylül 2013 Cumartesi

It's been such a long long time

 
 
"Oh, it's been such a long, long time
Looks like I'd get you off my mind
Oh, but I can't
Just the thought of you
Turns my whole world misty blue"
 
Epey zaman olmuş, yokmuşum buralarda.
Bıraktığım yerden devam edeyim o zaman.
3 aydır İstanbul'dayım ve sanki hep buradaymışım ve Ankara'ya hiç dönemeyecekmişim gibi.
Kendimi ilk defa bir yere ait hissetmişken 2 hafta sonra yine düzen değiştirecek olmak içimde bir huzursuzluk yaratmıyor değil.
Ama asıl huzursuzluk yaratan dünyanın şu hali.
Bugün annesi kendisini kabul etmediği için 5 saat ağlayan filin haberini okudum. Onları bile bozduk sonunda.
Hal böyleyken insanlara daha iyi davranıyorum daha çok gülümsüyorum daha çok teşekkür ediyor, hiç tanımadığım insanlarla daha çok konuşuyorum. Sırf bazı şeyleri unutmasınlar, aslında gülümsemenin ne kadar güzel olduğunu, konuşmanın ne kadar rahatlattığını hatırlasınlar diye.
 
Bugün Kadıköyde rıhtımdaki çay bahçelerinden birinde tek başıma oturup çay içerken çok güzel giyinmiş, fularını boynuna bağlamış yaşlı bir teyze de yer arıyordu. Buyrun oturun ben birazdan kalkarım zaten dedim. Rahatsız etmek istemem dedi. Olur mu niye rahatsız olayım dedim. Niye rahatsız olayım ki? Geldi oturdu biraz sohbet ettik, birbirimize arkadaşlık ettik sonra kızı geldi ben de kalktım.Ayrılırken onlar da mutluydu ben de. 
Geçen haftalarda yine Kadıköyde Beşiktaş vapurunun kalktığı iskelede Haydarpaşayı izliyordum. Yanıma bir kız geldi o da manzarayı seyretmeye başladı. Sonra bana dönüp sizin de mi canınız sıkıldı dedi. Ben de "yoo ben akşamları gelip seyrederim arada böyle" dedim. Sonra gülümsedi ve manzaraya döndü. Sonra niçin onun canı sıkkın mı  diye sormadım diye kendime kızdım. Dönüp Sizin canınız sıkıldıysa dinleyebilirim ama dedim. O da aynı benim gibi insanların tanımadıkları insanlara neden birşeylerini anlatmadıklarını sorguluyormuş kendi kendine tam da. Sonra tanıştık muhabbet ettik. Hatta bir yerde oturduk kahve içtik. Sonra da evlerimize döndük. İstanbulda iyiki yapmışım dediğim şeylerden biridir bu da.Bütün insanları kötü yapan aslında kendimiziz bunu anladım bence hala iyi insanlar da var.
 
Sonra kaldığım yerin bahçesinde oyun oynayan minik bir kız gördüm. Arkamdan yürümeye başladı. "Nereye gidiyorsun böyle "diye sordum sevimli sevimli. Oyun oynuyorum dedi. Senin adın ne dedim. Sen kız mısın erkek misin diye soruyla cevap verdi bana. Sanırım cinsiyet ayrımını yeni öğreniyor. Kızım bak senin gibi benim de uzun saçlarım var diyerek küçük bir çocuğa kız erkek ayrımını öğretmek gibi bir hataya düştüm bir an. Sanki uzun saçlı erkek olamazmış gibi. Umarım aklında hep benim cevabım kalmaz. Sonra Senin saçların ne kadar güzelmiş kim topladı böyle dedim. Annem topladı dedi. Senin de saçlarını annen mi topluyor dedi. Benim annem çok uzakta ben yalnız kalıyorum burada dedim. Üzüntü dolu gözlerini görmeniz lazımdı. "Her gece ağlıyorsun o zaman değil mi" dedi. Gel de yeme şimdi bu kızı. "Hayır ben büyüdüm niye ağlıyayım sen de büyüyünce annenden uzakta yaşayabilirsin" dedim. Al kıza bir travma daha. Tabi ben "hayır ben annemsiz yapamam ben annemi özlerim "gibi bir cevap bekliyordum ki "Hayır ben annemi yalnız bırakmam " dedi. En fazla 4 yaşındaki şu çocuk kendini değil de annesini düşünüyor. İnanamadım.Alıp kucaklayıp öpmek istedim o an. Şu kadarcık çocuklar kadar olamadık biz büyükler. "Ama annenin yanında baban olur yalnız kalmaz ki" dedim. Ve aldığım cevabın sonunda ağlamamak için kendimi zor tuttum. Gözlerini kocaman açıp elleriyle ağzını kapatarak "Ama ya babam ölürse " dedi. Ne denir şimdi bu çocuğa. Birazcık mıncıklayıp onu orada bıraktım. Arkamdan el salladı.
 
Dün bahçede oturuyorum yanımdan yeni yürümeye başlamış bir kız geçiyor. Dönüp tatlı tatlı gülümseyerek bay bay dedi ve el salladı bana. Hiç yargısız, kötü niyetsiz.
Peki sonra ne oluyor da insanlar kötüleşiyor böylesine saf böylesine temizken?
 
İstanbulda çok güzel insanlar tanıdım küçüklü büyüklü. Tüm dünya onlarla dolsa dedim içimden. Umarım hiç biri değişmez hepsi hep öyle kalır ve dünya hala yaşanılabilir bir yer olmaya devam eder onların sayesinde.
 
İstanbul bana çok şey öğretti. Ama sanırım artık gitme vakti.
 
 
Ve son olarak uzun zamandır okumak istediğim Utopyaya başlamış bulunuyorum . Düşününce hep okusak keşke de kavga etmeye vakit bulamasak..
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
 
 
 
 
 
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder