Sonunda Ankara'ya dönmüş bulunuyorum. Ama hala sadece bedenen buradayım. Tabi bu acıklı durumun verdiği hüznü dağıtmak ve okulun açılmasını fırsat bilerek ihtiyaçlarımı tamamlamak için kendimi kırtasiyeye attım, hayırlı olsun.
Bu sene çok güzel yepyeni şeylere rastladım ama ne yazık ki yazmayı gerektiren doğru düzgün hiç dersim yok. Bütün derslerim slaytlar üzerinden olduğu için kendimi kaybedemedim yeterince.
Defterlerin daha tatlı bir çok modeli vardı ama beni en çok motive edeceğini düşündüğüm bu ikisini aldım. Kalemliğime bayıldım kaybolmasından çok korkuyorum. İkinci bir kalemlik kaybetme vakasını kaldıramayabilirim. Ve küçük not defterimi de çantama atıyorum hiç bir zaman unutmamış oluyorum.
Okulun açılması benim için resmen tatil oldu. İki gündür ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Ultra yoğun geçen 3 aylık staj dönemimden sonra bu kadar boşluk ters etkiler yaptı bünyemde. En kısa zamanda alışmayı bekliyorum.
"Oh, it's been such a long, long time Looks like I'd get you off my mind Oh, but I can't Just the thought of you Turns my whole world misty blue"
Epey zaman olmuş, yokmuşum buralarda.
Bıraktığım yerden devam edeyim o zaman.
3 aydır İstanbul'dayım ve sanki hep buradaymışım ve Ankara'ya hiç dönemeyecekmişim gibi.
Kendimi ilk defa bir yere ait hissetmişken 2 hafta sonra yine düzen değiştirecek olmak içimde bir huzursuzluk yaratmıyor değil.
Ama asıl huzursuzluk yaratan dünyanın şu hali.
Bugün annesi kendisini kabul etmediği için 5 saat ağlayan filin haberini okudum. Onları bile bozduk sonunda.
Hal böyleyken insanlara daha iyi davranıyorum daha çok gülümsüyorum daha çok teşekkür ediyor, hiç tanımadığım insanlarla daha çok konuşuyorum. Sırf bazı şeyleri unutmasınlar, aslında gülümsemenin ne kadar güzel olduğunu, konuşmanın ne kadar rahatlattığını hatırlasınlar diye.
Bugün Kadıköyde rıhtımdaki çay bahçelerinden birinde tek başıma oturup çay içerken çok güzel giyinmiş, fularını boynuna bağlamış yaşlı bir teyze de yer arıyordu. Buyrun oturun ben birazdan kalkarım zaten dedim. Rahatsız etmek istemem dedi. Olur mu niye rahatsız olayım dedim. Niye rahatsız olayım ki? Geldi oturdu biraz sohbet ettik, birbirimize arkadaşlık ettik sonra kızı geldi ben de kalktım.Ayrılırken onlar da mutluydu ben de.
Geçen haftalarda yine Kadıköyde Beşiktaş vapurunun kalktığı iskelede Haydarpaşayı izliyordum. Yanıma bir kız geldi o da manzarayı seyretmeye başladı. Sonra bana dönüp sizin de mi canınız sıkıldı dedi. Ben de "yoo ben akşamları gelip seyrederim arada böyle" dedim. Sonra gülümsedi ve manzaraya döndü. Sonra niçin onun canı sıkkın mı diye sormadım diye kendime kızdım. Dönüp Sizin canınız sıkıldıysa dinleyebilirim ama dedim. O da aynı benim gibi insanların tanımadıkları insanlara neden birşeylerini anlatmadıklarını sorguluyormuş kendi kendine tam da. Sonra tanıştık muhabbet ettik. Hatta bir yerde oturduk kahve içtik. Sonra da evlerimize döndük. İstanbulda iyiki yapmışım dediğim şeylerden biridir bu da.Bütün insanları kötü yapan aslında kendimiziz bunu anladım bence hala iyi insanlar da var.
Sonra kaldığım yerin bahçesinde oyun oynayan minik bir kız gördüm. Arkamdan yürümeye başladı. "Nereye gidiyorsun böyle "diye sordum sevimli sevimli. Oyun oynuyorum dedi. Senin adın ne dedim. Sen kız mısın erkek misin diye soruyla cevap verdi bana. Sanırım cinsiyet ayrımını yeni öğreniyor. Kızım bak senin gibi benim de uzun saçlarım var diyerek küçük bir çocuğa kız erkek ayrımını öğretmek gibi bir hataya düştüm bir an. Sanki uzun saçlı erkek olamazmış gibi. Umarım aklında hep benim cevabım kalmaz. Sonra Senin saçların ne kadar güzelmiş kim topladı böyle dedim. Annem topladı dedi. Senin de saçlarını annen mi topluyor dedi. Benim annem çok uzakta ben yalnız kalıyorum burada dedim. Üzüntü dolu gözlerini görmeniz lazımdı. "Her gece ağlıyorsun o zaman değil mi" dedi. Gel de yeme şimdi bu kızı. "Hayır ben büyüdüm niye ağlıyayım sen de büyüyünce annenden uzakta yaşayabilirsin" dedim. Al kıza bir travma daha. Tabi ben "hayır ben annemsiz yapamam ben annemi özlerim "gibi bir cevap bekliyordum ki "Hayır ben annemi yalnız bırakmam " dedi. En fazla 4 yaşındaki şu çocuk kendini değil de annesini düşünüyor. İnanamadım.Alıp kucaklayıp öpmek istedim o an. Şu kadarcık çocuklar kadar olamadık biz büyükler. "Ama annenin yanında baban olur yalnız kalmaz ki" dedim. Ve aldığım cevabın sonunda ağlamamak için kendimi zor tuttum. Gözlerini kocaman açıp elleriyle ağzını kapatarak "Ama ya babam ölürse " dedi. Ne denir şimdi bu çocuğa. Birazcık mıncıklayıp onu orada bıraktım. Arkamdan el salladı.
Dün bahçede oturuyorum yanımdan yeni yürümeye başlamış bir kız geçiyor. Dönüp tatlı tatlı gülümseyerek bay bay dedi ve el salladı bana. Hiç yargısız, kötü niyetsiz.
Peki sonra ne oluyor da insanlar kötüleşiyor böylesine saf böylesine temizken?
İstanbulda çok güzel insanlar tanıdım küçüklü büyüklü. Tüm dünya onlarla dolsa dedim içimden. Umarım hiç biri değişmez hepsi hep öyle kalır ve dünya hala yaşanılabilir bir yer olmaya devam eder onların sayesinde.
İstanbul bana çok şey öğretti. Ama sanırım artık gitme vakti.
Ve son olarak uzun zamandır okumak istediğim Utopyaya başlamış bulunuyorum . Düşününce hep okusak keşke de kavga etmeye vakit bulamasak..
En kısa zamanda tüketilmesi gerekenler topladım bir kutuya. Sırada hepsini bitirmek var. Onlar bitene kadar yenilerini almak da yok.
Yapacak çok işim var. Bazen çok boş kalıyorum ne yapacağımı şaşırıyorum bazen öyle yoğun oluyorum ki nasıl yetiştreceğimi şaşırıyorum. Ortası yok bende.
Ne yazık ki tatil bitti. Tatil bitti biteli de şöyle bir oturamadım şu bilgisayarın başına rahat rahat. Okul sanki hiç yeni başlamamış gibi. Bütün dersler tüm hızıyla devam ediyormuş gibi.
Yeni dönemle birlikte kendime yeni bir okuma listesi yaptım. Bu dönemin hedef kitapları bunlar benim için.
Dönemin yeniliklerinden biri de bu Tupperware şişe oldu. Bi haftalık birlikteliğimizden çok mutluyum. Umarım böyle devam eder.
Mangonun bu kartlığı da küçük Mango çantamı kullanabilmem için çok gerekliydi gerçekten. Maybelline Rocket volume da şimdilik diğer favorilerimden.
Ve kapanışı Perrierin sevimli şişesinin fotoğrafıyla yapıyorum.
Bugün günün anlam ve önemine dair bir yazı yazmayacağım . Sevene her gün bayram olması lazım bence =)) O yüzden ben bugün alışverişe gittim onun hakkında konuşacağım bugün.
Bunları geçen gün Carrefour indirime girdiği gün almıştım. Ama o gün büyük bir hayal kırıklığıydı benim için çünkü geçen seneki kadar çok üründe indirim beklerken yok katalog ürünleri hariç yok deodorantlarda indirim yok ,zaten aradığım kremler de yoktu epey soğudum. Ben de aldığımı aldım çıktım. Sonra bugün tekrar yolum Carrefoura düştü. Biraz daha detaylı bakayım dedim.
Neutrogina El kremi ve lip balm setini, yandaki Garnier BB kremleri, Loreal yüz kremini ve C&C toniği aldım. Derken yolum bir de Rossmana düştü sonra ki orada da Olay'in aradığım gündüz kremini buldum onu da aldım çünkü o da epey indirime girmişti. Elseve'in yağlanma karşıtı kolay tarama kremini de çok merak ediyorum gerçekten çok sıkıldım sabah yıkadığım saçın akşama kadar yağlanmış olmasından.Nitekim uzun zamandır her yerde arıyordum fakat hiç bir yerde kalmamıştı. Bu sefer kaçıramazdım. Watsons'dan da ojemi aldım geri döndüm tıpış tıpış. Sonra da hepsini dolabıma yerleştirdim. Huzura ermiş bulunmaktayım.
Yine ve yine yolum Mangoya düştü bugün. Nitekim indirim sonuna gelinmiş istediğim hiç bir bedenin kalmadığı bir Mango vardı karşımda. Zaten ne bekliyordum ki... Nitekim eve geldiğim gibi "Dur bir şöyle dünyanın diğer yerlerindeki Mangolara bakayım" dedim.
Bu kabanı o kadar çok aradım o kadar çok aradım ki... Ama ne yazık ki daha indirime girdiği zaman bile largedan küçük bedenine rastlamadım. Bu indirim sezonun aklımda kalanlarından biriydi.
Bu ayakkabı da daha geçen ben outlet katındayken tam da onların reyonunun önündeyken geldi. Numarası olmasına rağmen arkadan olan fermuarı bir türlü kapanmak istemedi ve ben büyük bir hayal kırıklığıyla evime geri döndüm. Oysaki hep bi Mangoda bulsam ne güzel olur diye düşündüğüm ayakkabıydı kendisi.
Sonra az evvel baktım ki bazı ülkelerde outletin de internet sitesi var. Ne güzel değil mi? Baktım dolaştım derkeenn bugün aldığım çantaya rastgeldim.
Geçen hafta tam ben bu kırmızı çantayı gözüme kestirmiş hedefe doğru ilerlerken benden önce davranan bir kızın gözlerimin önünde çantayı alıp kasaya doğru gitmesine tanık olmuştum. O günden beri de hep aklımda kaldı. Bugün de kızılaya gitmişken bir de Mangoya uğrayayım demiştim ki a ne göreyim çanta beni bekliyor. Aslında şu an benim olduğu için o günkü duyguları hissetmiyorum ama yine de memnunum bulabilmiş olmaktan.
Nitekim siyah rengi olsaydı da çok mutlu olurdum.
Sonra bir de bu şalı aldım bahar gelsin artık yeter.
Bunlar da dolanırken gözüme çarpanlar.
Bu elbise de ne yazık ki üstümde böyle dursaydı alırdım ama göründüğü gibi olmuyor bazen..
Ben baktıkça bakıyor ve sürekli yeni şeylerle karşılaşıyorum. En iyisi daha da derine inmeden kapatayım ben bu konuyu:
Dün Watsons'a yolum düştü. Gitmişken biraz hayatıma renk katmak istedim. Rengi hoşuma gittiği için I love... serisinden raspberry & blackberry kremden aldım ama kokusu biraz sanki ağır ve bir süre sonra garip olmaya başlıyor gibi geldi bana ama bilemedim.
Yine I Love... serisinden lip gloss bu sefer mango ve papayalı. Bu glossu çok sevdim çünkü hiç yapış yapış bir his vermiyor. Yıllardır aradığım lip gloss bu olabilir belki de.
Sonra sonra Rimmel ojelerde indirim vardı. İkisi de pembe ama başka hiç bir renge gitmedi elim. Pişman da değilim nitekim.
Tatilden geriye kaldı bir hafta. Bir hafta kala dersleri de açıklamışlar saatleriyle beraber. Aman Allahım ben ağlamayayım da kimler ağlasın? Bir programım var ki sormayın gitsin. Zaten 7 tane ders alırsan olacağı bu ama daha da az alamam zaten.
Pazartesi ve Perşembelerim tamamen dolu tam 7 saat dersim var. Geri kalan günlerde de ikişer üçer dağılmış durumdalar. Bu dönem ne yaparım bilmiyorum.
Neyse bu tatsız muhabbetleri geçelim tabii. Bir kaç renkli fotoğrafla veda edeyim size.
Keşke her yer bu kadar renkli olsa.. İnsanlar daha mutlu olurdu bence.
Tatil diyemiyorum çünkü tatil gibi gelmiyor hiç. Sadece işlerimi daha rahat halledebilmek için okula ara vermiş gibiyim. Çok heyecanlı şeyler de oluyor hayatımda aslında. Kesinleşse herşey hemen keşke..
Kendime izlemelik, okumalık, yapmalık ve dinlemelik liste yaptım.
İZLEMELİK
Silver Linings Playbook : Sanırım çok fazla beklentiyle başladım filme. O yüzden de çok etkilenmedim sonunda ama belki de başka bir zaman izlesem etkilenebilirdim. Ama istediğim etkiyi bende yaratmadığı için biraz hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Anna Karenina: Ne yazsam bilemedim yazdım yazdım sildim. Kısacası çok beğendim ne desem anlatamam . Life of Pi :İzlerken o kadar çok strese girdim sanki ölümle burun buruna benmişim gibi o kadar kendimi kaptırdım ki... Ve sonunda da o kadar çok etkilendim ki ertesi gün bile hep aklımda o vardı. Bunlar tatil başladığından beri izlemek isteyip de izlediklerim. Bir de - Cloud Atlas - Annie Hall - A clockwork orange - Good Morning Vietnam da izlemek için listeye aldıklarım arasında.
OKUMALIK
Tüfek, Mikrop ve Çelik- Jared Diamond
Öteki Dünya - Savinien Cyrano de Bergerac
Sekizinci Günah- Tomris Uyar da kısa zamanda bitirmeyi planladığım kitaplar.
Tatilin bir haftası bitti bile geriye kaldı iki hafta. Zaman ne de çabuk geçiyor. O zaman bana ve tatilde olan herkese iyi tatiller..
Bugün açılışını kaçırdığım Kızılaydaki büyük Mangoya gittim. Çok vaktim olmadığı için hemen outlete indim ama yukarılarda da geçerken gözüme pek çok güzel şey takıldı en kısa zamanda geri kalan 4katı da gezmek istiyorum.
Kızılaya böyle bir Mango o kadar lazımdı ki geç bile kalınmıştı. Ama neyse sonunda kavuştuk kendi adıma çok mutluyum.